24 Aralık 2016 Cumartesi

Sen Yine De Affet Beni

Ben hep böyleyim işte
Karanlığı severim
Öyle somut değil, bilirsin karanlıktan korkarım.
Soyut karanlık benim sevdiğim
Ruhumun karanlığı
Neden diye sorma
Çünkü cevabı biliyorsun.
İnsan gözlerini kapattığı zaman hisleri daha da belirginleşir, kalbine kadar ulaşır. Öyle bir karanlık işte benim karanlığım, içimde.
Biliyorum
Tüm bunlar saçma geliyor sana gelebilir de...
Ama inan kendimi değiştirmeye, geliştirmeye çalışıyorum.
Ve galiba bunu yapmak istedikçe daha da batırıyorum her şeyi.
Sen yine de affet beni, olur olmaz laflarıma düşüncelerime aldırma ne olur.
Sanırım deliliğe giden yolda ilerliyorum ve bunu bile bile engel koyamıyorum, üzgünüm.
Sen yine de affet beni ani patlamalarım, düşüncesizce sözlerim olabilir.
Yine de diyemem sana beni böyle sev diye..
Şimdi;
Geldi değil mi ayrılık vakti?
Gitmeden önce bir şey rica edeceğim
Beni bir yerlerde bir şekilde görürsen bir selam vermeyi çok görme emi?

23 Nisan 2016 Cumartesi

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

Bugün 23 Nisan ve o hiç ayrılamadığım çocukluğumdan, izlerini taşıyarak bugünde yaşıyorum.Zaman zaman aklıma geliyor çocukluğum.Annemin beni her 23 Nisan sabahı ablamla sahile götürdüğü zamanlar geliyor aklıma.Mutluluğu sadece oyunda bulduğum yılar.Yaşımı büyük söylediğim ve hatta bir an önce büyümek istediğim o masum yıllar.Şimdi ne değişti diye soruyor insan kendine.
Özgürlüğüm
Masumluğum
Umudum
Hayallerim
Beklentilerim
Bilincim
Hayat hikayem bile değişti.Yaşım yirmi olsa da hala salıncağa biniyorum.Galiba çocukluğumdan beri tek olumlu yaptığım şey insanları eskisi kadar umursamamak.Rahat olmaya çalışıyorum.Yeni insanlar tanımaya(çocukluğumda korktuğum o insanlar),yeni yerler elbette keşfetmeye çalışıyorum.Fakat ister yirmi olayım ister otuz telefonum hala zırıl zırıl.Anneme anlık olarak nerede olduğumu bildirmem gerek.
 Çocukken içe dönük bir çocuktum.Gerçi hala öyleyim kimseyle anlaşamıyorum ve genellikle bireysel takılmayı seviyorum.Şimdi üniversite de dörtlü kız grubum var.İnsan iletişimin de kendimi bütün ergenliğim boyunca odama kapattığım için çok gerideyim.Kimseye ayak uyduramıyorum kolay kolay.Fakat her nasıl oluyorsa bu kız grubum bana katlanıyorlar.Kimseyi üzmek istemiyorum ve bunu yapmak istemedikçe sanki etrafımı daha çok yakıp yıkıyorum.Belki de bazen başaramıyorum ben yaşamayı başaramıyorum gibi geliyor.
 Bugün çocuk bayramı bugün Atatürk'ün ve atalarımızın yaptıkları büyük işler unutturulmaya çalışılıyor.Bizler Türk Gençliği Atalarımızın bizlere armağan ettiği bu kutlu günleri unutmayacak ve unutturmayacağız.Çocuk istismarları Allah katında cezalandırılsın ve bir daha böyle bir olay dünyanın hiçbir yerinde asla yaşanmasın.

8 Ocak 2016 Cuma

Mutlu Olmak

Mutlu olduğuma inanarak yaşadığım için mi yoksa gerçekten mutlu olduğum için mi mutluyum bilmiyorum. Ne kadar mutlu olursam olayım beni mutsuzluğa iten hüzünlendiren bir şeyler oluyor içimde.İçimden kaçma mücadelem beni daha da içime içime bağlıyor.Her zaman bir kurtuluş vardır, biliyorum. Her şey beyinde bitiyor.Benim en büyük hatam başarısızlığa inanmış olmak.Insanoğlu isteyince yapamayacağı şey yoktur biliyorum..eee neden o zaman hayatta başarılı olmak için icraate geçemiyorum.Tembellikten nefret ederken neden hep bir tembel olma yoluna giriyorum anlamıyorum.Yaşam enerjim tükenmiş gibi.Yakın zamanda öleceksin deseler 'olabilir'gibi bir cevapla umursamamazlıktan geleceğim gibime geliyor.
 Yorgunum...Ve beynim hiçbir şeyi algılayamıyor.
 Üzülüyorum...Ve düşünüyorum nasıl bir dünya bu böyle?
 Karamsar olma, iyi yönünden bak her şeye diyorlar bana.'Bırakalım da Polyanna'ya kalsın iyimserlik'diyorum. Gülüyorlar.
Kim ne derse desin senin hakkında dinlemeyeceksin.Seni senden başka iyi tanıyan hem de önyargılı olmadan tanıyan kimse yok bu hayatta.
Hani derler ya mutlu olmanın formülü umursamamak aynen öyle işte.
Affedecekain ama unutmayacaksın
Üzülsen de belli etmeyeceksin, dimdik duracaksın
Eğer mutlu olmak istiyorsan mutlu etmeyi de bileceksin.

3 Ocak 2016 Pazar

Havada Kış Var

Penceremden bakıyorum
Havada kış var
Ağaçlar soğuğa direniyor
Nereden mi biliyorum
Çünkü yapraklarını dökmüşler çoktan
Benim pencerem öyle uçsuz bucaksız denize bakmaz
Öyle göğe de baktığı pek söylenemez
Dedemgilin evi kapatır biraz
Biraz da bahçedeki otlar
Kimseyle pencere pencereye gelmez
Bizim salonun penceresi
Kafam dolar, açar bir bakarım öyle
Karşıda babaannemlerin mahallesi ve vızır vızır araba sesleri
Annemin bahçeye ektiği gül çiçek açmış aralık ayında
Ocağa geldik bak hâlâ direniyor soğuğa
Havada kış var
Cebimde ellerim
Söyleyin bu geç gelen kış ne zaman gider
Ben nedense pek sevmediğim o yazı özledim
Nedendir bilmiyorum
Kendi odamdaki penceremden baktığım zaman
Evimizin gölgesiyle beraber, mahallemize vuran güneşi özledim
Söylesem geçer mi içime dolan bu koca yığın
Bağırsam gider mi içimdeki enkaz
Neden hep susmayı tercih ettim?

Ben açık sözlüyümdür bilesin
Ağzıma ne gelse söylerim
Aman dikkat söverim demedim
Yakışık almaz bir hanımefendiye

Hanımefendi kulaklarımda ne garip bir kelime

Havada kış var
Ömrüm geçiyor bak yine vize, final
Ha yağdı yağacak yağmur
Yağmurun altında ıslanmakta fayda var

Hasta olursun! Demesine bakmadan annenin
Aaa deliye bak! Demeden çevrenin
Romantizme bak! Diye dalga geçmeden kimsenin
Islanmasını bilmelisin hunharca yağan yağmurda
Öyle ya da böyle"elalem ne der"diye yaşarsan
Hayatına elalemden ördüğün zincirlerin arkasından bakarsın
Yine de haddini bileceksin
Geçmişe dönüp baktığında pişman olmayacaksın yaptığın işlerden
Geçmişinden güzel anılar bırakacaksın evlatlarına
Onlar seni dinledikçe örnek alacak

Havada kış var, yıl 2016'nın ilk ayı
Yeni yılda değişen bir şey yok deme
Kalk ve hayatını kendin değiştir.

03.01.2016 (Pazar)
Saat:14.26




8 Ekim 2015 Perşembe

Umutsuzluk,Umutsuzluk ve Yine de Bir Umut

Gökyüzünün bulutları ağırladığı zamanlarda metro yolculuğunu çok seviyorum.Kafamda senaryolar kuruyorum kendi kendime ve istasyona yaklaştığımı anca fark ediyorum.
 Yaşam için enerjim kalmadı resmen.Yorgunum...Ruhen ve bedenen çökmüş hissediyorum.En ufak şeyleri bile kafama takmada o kadar ustayım ki.Zamanımı boşa harcamaktan ve yaptığım etkinlik listelerine uymamaktan nefret ediyorum.Hep başkalarının işine koşmaktan kendimi öylesine unuttum ki.Hayır,ben arka koltukta unutulmuş gibi değil,arka koltuğa zincirlenmiş gibi hissediyorum.Kendimi yeniden sıkıştırdım içimdeki o küçük dünyaya ve yeni dünyalar keşfetmeye hiç niyetim yok gibi.Yalnızlık bir yaşam biçimi ve ben bu yaşam biçiminin müptelasıyım.Sanki terk edilmiş ve gidenlerin arkasından öylece bakakalmış biri gibiyim.Tüm bunlara rağmen öğreniyorum kendimle barışmayı ve bu dünyada kendimden başka dostumun olmadığını.İnsanların beni sevip sevmemesini umursamıyorum bile artık.Niye umursuyordum ki onu da anlamıyorum şimdi.
 Yaşadığımı hissetmiyorum bazen.Ya şarkıların içine karışıyorum ya da gökyüzünün seyrine dalıp kendimi unutuyorum.Yaşadıkça öğreniyor insan her şeyi.Ve ben geçtiğimiz salı 20 yaşımı doldurmama rağmen hala kim olduğumun farkına varamadım.Değiştiğimi söyleyenler oluyor.Eskiden daha mutluydun sen diyorlar.Belki de yoruldum artık mutluymuş gibi görünmekten.Kendimi aramaya devam edeceğim.Kendimle barışık olmayı tamamen öğrendiğim,kendime döndüğüm o günler de gelir bir gün belki.Ben her zaman bekleyeceğim.Çünkü şuanda tek yapmam gereken şey bu gibi.

22 Eylül 2015 Salı

İstanbul...

Haftalar önce geldim İstanbul'a...Bu ilk gelişim değildi, yine de heyecanlıydım İstanbul'un o eşsiz tarihi eserlerini tekrar göreceğim için.Sanki ilk kez görecek gibi heyecanlıydım Topkapı Sarayı'na giderken.Ve yine o günde yaşıyormuşum gibi hayal ederek gezdim Gülhane'yi, Sultanahmet'i, Dolmabahçe'yi...Simite gevrek dedim, çekirdeğe çiğdem.Anlamadılar yüzüme baktılar ben de onlara baktım 'nasıl yani gevreğin ve çiğdemin adını hiç duymadı mı bunlar? 'diye Üsküdar'dan Beşiktaş'a giden bir vapura bindim.Martılara simit attım.Özgürlüğü tattım biraz biraz da boşvermişliği.İstanbul...Ne kalabalık bir şehir.Bana göre bir yer değil.Yabancı diller geliyor kulağıma burası sanki benim ülkem değil.Üstüme üstüme geliyor insanlar boğuluyorum.Ama yine de seviyorum bu şehri.Çünkü içinde tarih var.Yabancı da gelmiyor tıpkı İzmir gibi bazı sokakları.Biraz da soğuk mu ne?Eylül ayında bile tüm pencereler açık uyunur İzmir'de İstanbul'a ise ağustosun ortasında geldi sonbahar sanki.Öyle alıştım ki bu şehre gitmek gelmiyor içimden.
Benim çekimimden İstanbul

19 Eylül 2015 Cumartesi

Seni Gördüğüm O İlk Gün

O ilk gün...
Seni ilk defa görmüştüm o gün
O tatlı bakışını yakalamıştım
Sana doğru baktığımı anladığında utanmıştın
Yüzünü çevirmiştin utandığın için
Saçlarım kısaydı ve bahar yakındı
Sanki nisan ayıydı.
Hani derler ya bahar da aşk başkadır diye
Sanki bu sözün üzerine tanıdık birbirimizi o gün.
Ben toydum
Nerden bile bilirdi ki aşkı liseye yeni başlamış birisi
Benim de ben aşktan anlamam tavırlarım vardı
Nereden bilebilirdim ki kalbimin tekrar aşktan kırılmayacağını
Yasaklamıştım aşkı kendime
Sevginin bile var olup olmadığı belirsiz bu dünyada aşk ne idi ki?
Biliyordum seviyordun beni
Bakışların ele veriyordu
Ama ben hiç cesaret edemedim sana bakmaya
Hiç yüz vermedim biliyorum.
Ama ben aşka yenildim
Sevmiyormuş gibi yaptım
Ve belki bazen yokmuşsun gibi davrandım
Evet biliyorum
Ama sen bilmiyorsun ben de sana aşıktım.
Sonra bir gün birden okulun panosuna takıldı bakışlarım
Bu nasıl bir tesadüfdü böyle
Senin resmin ve benim yazım
Ikisi de yanyanaydı
Tek bir karton kağıdın içinde sen ve ben
Hatırlıyor musun?
Kutlama vardı okulda sen sabahçıydın ben öğlenci
Sen kot gömlek kırmızı bir pantolon ben kot pantolon kırmızı bir tişört giymiştim...
Güzeldi o zamalar, evet.
Biliyorum sana hiç cesaret vermedim
Duygularını belli edecek
Ama anla beni de daha ne kadar kalp kırıklığına dayanabilirdi ki bu yürek.